Back to all stories
3 minutes read
Yazan: Laura Camurri, PhD. Nestlé Sağlık Bilimleri Enstitüsü

Yaşamımız boyunca pek çoğumuz kilo vermeye yönelik aynı öğüdü duymuştur: Egzersiz yapın ve doğru gıdaları, doğru miktarlarda yediğinizden emin olun. Fakat yeni bir bilimsel araştırma buna farklı bir boyut katabilir: Vücudunuzdaki hücresel faaliyet, verdiğiniz kilo miktarını veya vücudunuzun belirli gıdalara tepki veriş şeklini etkiler.

Nestlé Sağlık Bilimleri Enstitüsünde, ekibimiz kilo vermeye moleküler düzeyde bakıyor: Vücudunuz gıdayı nasıl metabolize ediyor? Bazı insanlar niçin diğerlerine göre daha kolay kilo veriyor? Neden bazıları verdikleri kiloyu korurken diğerleri koruyamıyor? Ve neden kilo kaybı bazı insanlarda şeker hastalığının önlenmesine yardımcı olurken diğerlerinde olmuyor?

Neden bazı insanlar diğerlerine göre daha kolay kilo verirler?

Bunların hepsi, beslenme ve sağlığa daha kişiselleştirilmiş bir şekilde bakmaya yönelmekle ilgili önemli sorulardır. Kişiden kişiye moleküler varyasyonların anlaşılması, sağlık toplumunun, herkese uygun bir yaklaşımı uygulamak yerine gerçek anlamda işe yarayan çözümler sağlayabileceği anlamına gelir.

Daha kişiselleştirilmiş çözümler bulma umuduyla araştırmalara yatırım yapıyor, beslenme ihtiyaçları ve kendilerine özgü metabolizmalarını daha iyi anlamaları için herkese yardımcı olmaya çalışıyoruz. İşte en son bilimsel araştırmamızdan edindiğimiz üç yeni bilgi:

Kapasiteli küçük motorlar

Hücreleriniz mitokondri içerir: Bunları, hücrelerinizi çalıştıran motorlar olarak düşünün. Bu mitokondri, gıdayı enerjiye dönüştürür ve hepimizde bunlardan aynı sayıda bulunmaz. Çok egzersiz yapan gençlerin hücrelerinde yüzlerce mitokondri varken, aktif olmayanlarda çok daha az bulunur, dolayısıyla da gıdadan enerji üretecek daha az 'güç' söz konusudur.

Mitochondria
Mitokondri, gıdayı enerjiye dönüştürür

Nestlé olarak, İsviçre'de bulunan Lausanne Üniversitesi ve École Polytechnique Fédérale de Lausanne ile birlikte 2016 Aralık ayında bu hücresel motorlar üzerinde egzersizin etkilerini incelemek üzere bir çalışma yaptık. Etkileyici bir şey bulduk: Egzersiz, hücrelerinizde mevcut mitokondri sayısını artırmakla kalmıyor, aynı zamanda mitokondrinin içerdiği, enerji üreten proteinlerin kümeleşmesini de sağlıyor. Bu da egzersizin aslında gıdayı enerjiye dönüştürme sürecini değiştirdiği ve enerji üretimini daha verimli kıldığı anlamına gelir.

Bu neden önemlidir? Egzersizin etkilerini yansıtacak kişiselleştirilmiş beslenme çözümleri geliştirmeye bakarken artık mitokondri sayısının artırılması yeterli olmayacak. Daha verimli olmak adına bunların protein gruplarını kurmalarına yardımcı olma zorunluluğu da doğacak – temel olarak yaptığımız şey, bir hücrenin içinde bir mitokondri partisi vermek ve misafirlerin birbirleriyle etkileşmelerini sağlamaya çalışmak!

Metabolik ‘Ana Şalter’

Tamam, egzersizin etkilerini taklit edecek gerçek bir beslenme ürününün var olabileceği fikrinin kulağa biraz çılgınca geldiğini biliyoruz. Ama kulağa çılgınca geldiği kadar, erişilmesi güç bir şey değil.

Kaslarınızın, glukozu ve yağı enerjiye çevirmesine yardım eden bir tür metabolik ana şalter olan AMPK adlı bir enzimin etkilerini araştırıyoruz. AMPK, egzersiz yaparken olduğu gibi daha fazla enerjiye ihtiyacınız olduğunda vücudunuzu uyarır. Araştırma ekiplerimiz AMPK'nin kontrol edilebildiğini bulmuştur ki bu, kandan, daha fazla glukozu kasa getirmek ve enerjiye dönüştürülen yağ miktarını artırmak amacıyla enzimle birlikte çalışmanın bir yolu olabileceği anlamına gelir.

Bunun gibi bir yenilik, egzersizin yerine geçecek bir şey olmamalıdır. Fakat obezite veya tip 2 diyabet kronik hastalıkları olan ve düzenli olarak çalışamayan ya da fiziksel faaliyetlerini sınırlayan bir sakatlığın iyileşme sürecinde olan kişilere yardımcı olabilir. AMPK'nin etkilerini artıran bir ürün geliştirebilirsek, tempolu ve hareketli bir yürüyüşe çıkan bir kişiye 20 dakikalık koşunun veya 40 dakikalık bisiklet sürüşünün metabolizma hızlandırıcı etkisini verebilir. Bu da kronik hastalıkla mücadele edenler için son derece heyecan verici bir olasılıktır.

Farklı bir tür parmak izi

Tip 2 diyabet de yüksek potansiyele sahip bir araştırma alanıdır. Prediyabetik ve aşırı kilolu kişiler için kilo vermenin, hastalığın gelişimini önlediğine inanılır. Ancak bu her zaman böyle olmaz. Araştırma topluluğu, başarılı bir şekilde kilo veren bazı kişiler tip 2 diyabetin önüne geçerken, başkalarının, kilo kaybına rağmen bu hastalığı neden geliştirdiklerinden asla emin olamamıştır.

Scientists
Nestlé araştırmacıları çalışıyor

Maastricht ve Kopenhag'daki üniversitelerden araştırmacılarla birlikte bizim 'lipid parmak izi' olduğunu düşünmeye başladığımız, kanda belirli göstergeleri tanımlayan yeni bir araştırmayı üstlendik. Söz konusu göstergeler, Tip 2 diyabeti başarıyla önleyebilen, daha iyi şeker kontrolüyle kilo kaybına yanıt vermesi muhtemel prediyabetik kişileri ayrıştırmaya başlayabilir.

Bu parmak izi, sağlık alanında çalışanların, kilo verdikten sonra hangi hastaların daha iyi şeker kontrolüyle yanıt vereceğini bilmesini sağlayan 'biyo-gösterge' diyebileceğimiz bir araç sağlar. Bu, onların, hastanın durumuna en uygun kişisel beslenme yöntemini seçmelerine yardım edebilir. Başka bir deyişle, şeker hastası olma riski taşıyanlar için teşhis ve tedaviye yaklaşımımızı değiştirebilir.

Bu ne anlama geliyor?

Giderek artan şekilde herkesin vücudu farklı şekillerde davranmakta. Sağlığımızı iyileştirmek için hepimizin benimseyebileceği yaklaşımlar varken, daha kişisel bir düzeyde keşif yapmaya ve ilerleme kaydetmeye de yer var.

Araştırmamız, kişiselleştirilmiş beslenme ürünlerinin sağlığımıza bakış şeklimizi nasıl yeniden biçimlendirebildiğini anlamamıza yardımcı oluyor. Kilo verme bu bulmacanın sadece bir kısmı.